Kovan
Yazar: Laline Paull
Yayın Tarihi: 05.12.2014
Tür: Fantastik Roman
Orijinal Adı: The Bees
Çeviri: Zeynep Yeşiltuna
Sayfa Sayısı: 462
Ortalama okuma süresi: 2 dk
Kitabın Konusu ve Genel Yorum:
Bu orijinal kitap Flora 717 denen, farklı doğan bir arının yavaş yavaş kendini keşfetmesini konu alan, distopik bir roman. Bu tuhaf kitabı bir markette görüp aldım. Arka kapağında yazılanlar hoşuma gitmişti ve o dönem girdiğim Zweig döngüsünden çıkmak istemiştim. İlk sayfaları sarmayınca ben de rafımın uzak bir köşesine kaldırdım. Gerçekten her kitabın bir zamanı var. Yaklaşık 15 gün önce tekrar elime aldım ve inanılmaz hoşuma gitti. Bu sefer de ilk sayalarında biraz zorlandım çünkü gerçekten içine girmesi zor bir kitaptı. O kadar sıra dışı ki! Gerçekten, ciddi ciddi bir arının psikolojisini ele almış yazar. Arı gibi düşünmüş, bir arı gibi hissetmiş. Böyle söyleyince komik geliyor değil mi? Evet bana da öyle geldi. Ama ilerledikçe ben de kendimi bir arı gibi hissettim. Bunu söylerken gülsem de gerçekten doğru. Çok başarılı ve akıcı yazılmış. Flora'nın karşılaştığı her macerada ben de heyecanlandım, bir örümcekten korktum, Rahibe'lere kızdım, Kraliçe'yi sevdim...
Bunların yanı sıra pek çok başka konuya kapı açan bir distopik roman demiştik. Buna da birazdan değinelim.
Karakterler:
Flora 717: Flora cinsine mensup bu arı arıların en aşağılığı kabul edilir. Herkesin tiksindiği yerlere girerek temizlik yaparlar. Ama farklı doğan Flora kovanın bütün işlerinde çalışabilecek niteliktedir.
Altını Çizdiğim Yerler:
- "Ölümden sonra ebediyet gelir." (sf.142)
- "Ruhani kirlilik sahibini öldürür." (sf.408)
Evet şimdi başlıklara gelelim...
Öncelikle şunu söylemeliyim ki bu kitabı sırf okumak için okumaya başladım. İncelmesini yazmayı ise hiç düşünmedim. Çünkü oturup da bir kovanın hiyerarşisi veya arıların karakterleri hakkında yazmak komik geldi. Bu nedenle her cinsi ve arıları tek tek tanıtmadım az önce.
DİKKAT! KİTABI OKUMADIYSANIZ İLERLEMEYİN!
"...pek çok başka konuya kapı açan bir distopik roman."
Evet bunu az önce ben söyledim. Her bir arının temsil ettiği bir akım, toplum hiyerarşisinde ve tarih sahnesinde temsil ettiği kesimler var elbet. Kovandan uzaklaşmadan çok başarılı bir şekilde modern insan da anlatılmış. Düşünmeyen arıların kör halde kraliçe ve Adaçayları'na olan itaati, böyle bir kovanda gerçek anlamda düşünen ve kimsenin görmediklerini kavrayan Flora 717'nin yalnızlığı, aslında cin gibi olan Floralar'a nasıl davranıldığı, kriz anlarında birbirleriyle yaşadıkları çatışma... Bunlardan onlarca sayıp hepsini tek tek inceleyebilirim aslında. Çünkü eğer aynı sistem arılar değil de insanlar üzerinden anlatan bir roman olsaydı Kovan, yer yerinden oynardı. Herkes bu romana hayran olurdu. Sayısız inceleme ve paylaşımda herkes ondan bahsederdi. Ama alegorik anlatımıyla daha mütevazı bir tercih yapan bu roman yine de gerçekleri aynı şekilde gözler önüne sermeyi başarmış.
"O kadar övdün, sen bayıldın mı bu kitaba?"
diye soracak olursanız, evet diyemem. Ama herkese tavsiye ediyorum yine de. Anlatımın sıradanlaştığı anlar da olmadı değil. Çok da abartmaya gerek yok.
Kitabın başı hakkında
Dediğim gibi ben kitabın içine girmekte çok zorlandım. Çünkü asla gözümün önüne getiremiyordum bir kovanın içini, bir arının dans edişini... Sonra işler kızışınca birden kendimi kovanın içinde buldum. Eşek arısının kokusunu aldım desem çok az abartmış olurum :)
Kitabın sonu hakkında
Arıların hikayesinin bitişi çok da beklenmedik değildi. Her ne kadar Flora'nın yumurtasının dişi olduğunu öğrendiğimizden beri onun kraliçe olacağını sezsem de Flora 717'nin sonunun böyle olacağını gerçekten tahmin etmiyordum. Bu açıdan sürpriz oldu. Bunun yanı sıra son bölümlerin hızlıca geçiştirildiğini düşünüyorum. Kovanın işleyişini ilk sayfadan beri yavaş yavaş öğrendik ama bu hızlı bitiş beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Daha uzunu yazılmış ama son düzenlemelerde kısaltılmış gibi bir izlenim verdi bana.
Arılar Kara Kraliçe'nin önderliğinde yeni yuvalarını kurduktan ve hikayelerini tamamladıktan sonra bir de bir ailenin boş kovana gelip hüzünlü bir sahne yaşadıklarını okuduk. Samimi söylüyorum, keyfimi kaçırdı. Ben belki de arılara kendimi çok kaptırmışım. Ama o bölümle hikaye nereye bağlandı, açıkçası ben anlayamadım. Yazarla ilgili bir şey olabileceğini düşündüm. Düşüncelerinizi yorumlarda belirtebilirsiniz.
Bu incelemeyi uzatmak istemiyorum. Bu kitap kesinlikle daha fazla ilgiyi hak ediyor. Eğer kitabı çok seven, yukarıda saydığım sembolik anlatımları derinlemesine incelemek isteyen okuyucum olursa seve seve konuşurum, hatta bunun hakkında yeni bir şey de yazabilirim. Bana Hakkımda sayfasındaki bilgilerden ulaşabilirsiniz.
Başka yazılarda görüşmek üzere...


Yorumlar
Yorum Gönder